Kitaplık

kütüphanem

Bu sayfada kitaplığımdan tavsiye kitaplar bulacaksınız…


zehraemre

“Mevsimlerden ilkbahar, her yanımız beyaz papatya.”

Bir Kitapta Yaşamak / Zehra Emre, s.47


bimarhane

” -‘Biz olmasak başkaları yapacak!’ Lakin mahşer gününde kabul bulur muydu bu cevap?”

Bimarhane / Fatih Mehmet Ünlü, s.25


olgunlasmamis

“Neyseki duygularınız onları bastırmak yerine dinlemeye başladığınızda, başkalarıyla güvenilir bir bağ kurmanız için sizi yönlendirir.”

Dr.Lindsay C.Gibson / Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları, s.29


39f01620-bc39-4b4a-aae8-b7b6e1985a18

“Dünyanın gelmiş geçmiş bütün filozoflarına, bütün şairlerine, bütün yalvaçlarına, bütün ermişlerine kızıyorum, onca kitap niye yazıldı diye düşünüyorum, ne gereği vardı, o kitaplıklar, o konferanslar, o toplantılar; o kendini matah bir şey zanneden politikacılar, benim gibi gazeteciler, dünyayı kurtaracakmış gibi ciddi yüz ifadeleriyle ekrana çıkan çokbilmişler, üniversiteler, ben var ya ben diyenler, hepimizi toplasalar bir incir çekirdeğini doldurmayız diye düşünüyorum. Hele o zenginler, hele o paraya, kata, yata tapanlar, hele o gösteriş düşkünleri. Hepsini o süslü saatleriyle, pırlanta yüzükleriyle, limuzinleriyle birlikte gömmeli diye düşünüyorum, aman ayrılmasınlar onlardan. Sokaktan geçerken, telkari ustasından duyduğum o türkü takılıyor dilime: ‘Bu dünya bir penceredir / Her gelen baktı geçti’ diye tekrarlıyorum durmadan. Felsefe bundan başka nedir ki diyorum; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri, sözümona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi?”

Huzursuzluk / Zülfü Livaneli, s.109-110


achilles

Uyumsuz bir zihin, aslında biraz hepimiz gibi. Düşünüp söyleyemediklerimiz, düşünüp fark edemediklerimizi bulacaksınız bu kitapta.

“İnsanın aklı başına gelince siyah beyaz olurmuş. Olsun, oldu da ama aklımız gelmedi başımıza. Aklımız yüreğimizde, oradan yürütmeye çalışıyor işlerini.”

Uyumsuz Bir Zihnin Not Defteri / Achilles Valentin, s.21


seninlebaslamadi

Aile travmalarının aktarımı ve çözümler için buyrunuz.

“Ailemizin öyküsü ‘bizim öykümüzdür’. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, bu bizim içimizdedir, bize aittir.”

Marc Wolynn / Seninle Başlamadı, s.11


kursatbasar

Bu defa etkileyici kalemini güldürmek için kullanmış Kürşat Başar. Hepimizin gördüğünü keyif dolu kelimeleriyle yazmış.

“En son moda birtakım mutfaklarda bizim büyük baklava tepsisi kadar tabakların ortasına Reşat altını kadar bir bonfile, yanında da manzara resmi gibi düzenlenmiş asla yenilemeyen birtakım garip sebzeler gelince insanın siniri bozuluyor. Aşçıların da sanatçı olma hakkı var tabii, ama bu haklarını mutfak dışında kalan saatlerinde kullansalar olmaz mı? 

Kürşat Başar / Çok Güldük, Ağlamayalım, s.48


kendinlezorunne2

İç sesiniz ile başınız dertte ise bu kitap tam size göre. Özşevkat yolunda büyük bir adım atmak için bu kitabı okumalı ve uygulamalara vakit ayırmalısınız.

“İçsel eleştirmende temel mesele ve onu ele almanın bu kadar önemli olmasının nedeni eleştirmenin esasen sizin özdeğerinize saldırmasıdır.”

Mark Coleman / Kendinle Zorun Ne?, s.65


haritametod

“Hayatta en büyük sırrı içimizde taşıyoruz. O sırrı günün birinde dünyayla doğrulamak istiyoruz.

Ya sırrımız ışımıyor ya dünya geçit vermiyor.”

Murathan Mungan / Harita Metod Defteri, s.


bb5486c4-a7b2-4d98-8f40-b8911a6cbf7f

İnsanın sınırsızlığını, çarpıcı örneklerle, tekrar tekrar hatırlatıyor bizlere, deneyimli psikiyatrist.

“Bazen bir şeyi o kadar isteriz ki zihnimiz bedenimizi o şeye inanmaya iter.”

Gary Small, Gigi Vorgan / Bir Psikiyatristin Gizli Defteri En Sıra Dışı Vakalar, s.115


img_5581

“İnsan yaralıdır, hatalıdır ve mükemmel değildir. Ve tam da bu haliyle “iyi”dir, “tam”dır.”

Thomas A. Harris, M.D./Ben OK’im-Sen OK’sin, Arka Kapak Tanıtım


img_4523

“Bir ilişkide almayı beklediğiniz her şeyi, önce siz kendinize verin. Çünkü kendinizden alamadığınızı başkasından da alamazsınız.”

Değerli hocam, hep olduğu gibi yalın ve etkileyici. Kendinize nefis bir 14 Şubat hediyesi.

Aslı Aydemir / Aslında Aşk, s.92


img_2661

“Siddhartha bir ara şöyle dedi Kamala’ya. “Sen de benim gibisin, insanların büyük çoğunluğundan farklısın. Kamala’sın sen, yalnızca Kamala; içinde dingin bir yer, sığınılacak bir yer var, ne zaman istersen benim gibi oraya çekilebilir, kendini kendi evinde hissedebilirsin. Pek az insanda vardır bu, oysa herkes buna sahip olabilir.”

Hermann Hesse / Siddhartha, s.174


kendinistenfethet

Akıcı bir roman gibi, bir çırpıda okunuyor Umut Kısa’nın liderlikle ilgili kitabı. Sadece yöneticiler değil kendi yaşamının sorumluluğunu almak isteyen herkes için bir başvuru kaynağı niteliğinde.

“Bana sorarsanız insana hizmet etmekten daha üst bir amaç yoktur. Bir kere eğer bir yaşam amacınız yoksa iddia ediyorum, mutlu olmanız ve gelişmeniz mümkün değil. Yoksa hayatta ancak idare edebilirsiniz. ‘Şükür’ dünyanın en güzel şeylerinden biri ama sahip olduklarınızla mutlu olmak asla ilerlemenizi engellememeli.”

Umut Kısa / Kendini İşten Fethet, s.182


e31110b4-e751-43fb-9e05-57e5c95e400f

“Lindstrom’a göre dünya çocuklarının yarısından fazlası terörizm korkusu taşıyor. Yine yarısından fazlası ünlü olmak istiyor. Aynı oranda çocuk kendi internet sitelerine sahip olmak istiyor, hatta bunu gerçekleştirenlerin sayısı günden güne artıyor. Kendi internet sitesine sahip olmayı, bir nevi kimlik kartı olarak görüyorlar.”

Hakan Senbir / Z “Son İnsan” mı? s.59


20161007_094955351_ios

“Çok az insan ‘mükemmel hayat’ amacına ulaşabiliyor. İnsanların çoğu, endişeli ve depresif. Martin Seligman ‘Sanki bir salak çıkmış da normal insan olmanın çıtasını yükseltmiş gibi’ diye yazıyor. Ben Nesli’nin yükselen beklentilerinin kökeni, kendine odaklanmaya dayanıyor. Yaşamımız boyunca kulağımıza çok özel olduğumuz fısıldandı, zengin ve ünlü olmayı hak ediyoruz. Ayrıca iş ve aşk gibi hayatın her alanında tatmin olmayı bekliyoruz. Bu atıştırmalıklar doyurucu olsaydı mükemmel olurdu ama maalesef değil. Bireysel arzularımıza fazlasıyla odaklanıyor fakat içimizde büyük bir boşluk hissediyoruz ve bu durum genellikle depresyonla sonuçlanıyor.”

Jean M. Twenge / “Ben” Nesli, s.184-185


img_2464

“Siz daha eşit bir dünya vaadisiniz. Buradaki herkes gibi, benim de mezun olan bu sınıftan beklentilerim çok yüksek. Umarım ki hayatınızda gerçek anlamı, mutluluğu ve tutkuyu bulabilirsiniz. Ve umarım siz -evet, siz- sınırlarınızı zorlayacak, sizi istediğiniz kariyere taşıyacak ve dünyayı yönetecek hırsa sahipsinizdir. Çünkü dünyanın onu değiştirmenize ihtiyacı var. Dünyadaki bütün kadınlar size güveniyor. Bu yüzden lütfen kendinize şu soruyu sorun: Korkmasaydım ne yapardım? Ve gidip onu yapın.”

Sheryl Sandberg / Lean In Sınırlarını Zorla, s.44


15726855_723400101169655_6738893623252679445_n

“Çoğunlukla sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi yüksek olan ailelerden gelen çocukların, sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi daha aşağıda olan ailelerden gelen çocuklara oranla daha başarılı bir sosyal gelişim gösterdikleri savunulur. Ancak ülkemizde, İstanbul çocukları üzerinde yapılan ve kitabımızın sonunda sunduğumuz araştırmadan alınan sonuçlar, farklı doğrultuda bulunmuştur. Hurtig ve Zazzo’nun “Psiko-Sosyal Gelişme Ölçeği”nin üç farklı sosyo-ekonomik sınıftan gelen 6-12 yaşlarındaki 240 kız ve erkek İstanbul çocuğuna uygulanması sonucunda, sosyo-ekonomik ve çevresel faktörlerin, sosyal olgunluğu anlamlı bir biçimde etkilemediğini saptadık. Bunun da, sosyo-ekonomik düzey basamaklarında aşağıya doğru inildikçe, özellikle geniş ailelerde yaşam savaşı veren çocukların, zorunluluk nedeniyle kendilerinin ve kardeşlerinin sorumluluklarını yüklenmelerinden kaynaklandığını gördük.”

Prof.Dr.Haluk Yavuzer / Çocuk Psikolojisi, s.130


dogancuceloglu

” ‘Bende bir bozukluk var,’ diye düşünen çocuk, kendinden utanır. Utanca boğularak yetiştirilen kişiler ne kendilerini, ne de başkalarını olduğu gibi kabul ederler. İnsanlarla ilişkilerinde sürekli ve değişmeyen bazı olumsuz karakter özellikleri gösterirler. Olumsuz karakter özelliklerinin en başta geleni mükemmelliyetçiliktir. Mükemmelliyetçi olanların, ne kendilerinde, ne başkalarında hiçbir kusura tahammülleri yoktur. Hiçbir zaman tatmin olmazlar; her şeyde mutlaka bir kusur bulurlar.”

Doğan Cüceloğlu / Yetişkin Çocuklar, s.228


img_2471

“Eleanor Roosevelt’in dediği gibi, ‘İzniniz olmadıkça kimse size zarar veremez.’ Ya da Gandi’nin dediği gibi, ‘Biz kendi elimizle teslim etmedikçe, onlar özsaygımızı alamaz.’ Bizi başımıza gelenlerden daha fazla inciten şey, bunların olmasına isteyerek izin vermemiz, razı olmamızdır.”

“Duygusal açıdan bunu kabul etmenin çok zor olduğunu biliyorum; özellikle de yıllar yılı mutsuzluğumuzu koşullara ya da başkalarının davranışlarına bağlamışsak. Ancak bir insan, içtenlikle ve dürüst bir biçimde, ‘Bugün böyle olmamın nedeni dün yaptığım seçimlerdir,’ demedikçe, ‘Başka yol seçiyorum,’ da diyemez.”

Stephen R.Covey / Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı, s.83


20160922_072007622_ios

“Symons’un masasında, Floransa’daki Akademi Galerisi koleksiyonunda bulunan, Michelangelo’nun ‘Atlas’ Köle isimli yarım kalmış heykelinin fotoğrafı vardı. Ham maddelikten, müze objeliğine doğru yolculuğunun ortasında kalakalmış bu taş bloğunda, henüz başsız bir insanın bir mermer parçasından çıkmak için mücadele ettiği görülür. Bu kısmen tamamlanmış nesne Symons’a, kariyer danışmanlığının hepimiz için yapılabileceğini düşündüğü bir şeyin metaforu gibi görünmüştü: Nietzsche’nin sözleriyle, bize, kimsek o olmamıza yardım etmenin metaforu. “

Alain de Botton / Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı, s.119


20160913_133415745_ios

Şaşırtıcı bir kurgu ile deli ya da dahiyi yakından tanıyoruz ve şaşırıyoruz.

“Olasılıklar dünya kadardı. Ama dünya en iyi olasılıktı. Milyarlarca olasılığın en iyisi. Oluşum zamanıyla, üzerindeki gazların birbiriyle etkileşim biçimi ve süresiyle, en iyi olasılık”

Hakan Günday / Azil, s.82


20160905_114832601_ios

Tıpkı müzikteki gibi edebiyatta da özgün Hüsnü Arkan.

“İnsan sonuna kadar umutlu olabiliyor. Umut bir çare değil ama galiba çareden daha büyük bir şey.”

Hüsnü Arkan / Mino’nun Siyah Gülü, s.7


sihirli değnek

Sayfalarca yazmak yerine tek bir cümlede, tek bir paragrafta özetleyebilmiş
anlatmak istediklerini, Şermin Çarkacı.

“Sincap, meşe palamutlarını toplamak için uğraşır, sonra onları toprağın altına saklar ve nereye sakladığını unutur… Bu onun “zayıflığı”dır. Zaman geçer ve toprağın altındaki o meşe palamutları boy boy ağaçlara dönüşür…                  Bu sincapların “vesilesi”dir. Bilemeyiz ki, ne hayırlı, ne zarar… Zaman gösterecek.”

Şermin Çarkacı / Ev Yapımı Sihirli Değnek, s.81


kürşat

Bu defa müthiş kalemini kendi yaşamını anlatmak için kullanmış Kürşat Başar. Kitaplarında saklı cümlelerden yola çıkarak çocukluğunu, gençliğini ve dönemin önemli isimleri ile kesişen yolları kendi üslubuyla aktarıyor.

“Dünyanın pek çok yerinde biraraya gelen topluluklar, kendilerinden olmayanları, kendilerine benzemeyenleri istemediğini haykırıyor, sonra onlara saldırıyor, yok etmek istiyordu. Hepimiz karşımızdakinden aynı şeyi istiyorduk: “Benim gibi ol!” En çok sevdiğimiz insanların, sevgililerimizin, çocuklarımızın bile farklılıklarını törpülemeye, kendimize benzetmeye çalışmıyor muyuz? Benzemezlerse dövüyoruz, vuruyoruz, bırakıyoruz, ayrılıyoruz onlardan. Aynı sözcüklerle konuşan, sözcükleri aynı biçimde biraraya getiren insanlar arıyoruz sürekli. Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları, s.159″

Kürşat Başar / Aslında Hayal, s.94


biri beni dinliyor5

Yaşanmış koçluk hikayelerini Dilek Yıldırım Akgün’den dinlemek ilham verici.

“İlişkimizi birlikte tasarlamaya başlıyoruz. Gizlilik prensibini açıklıyor, açık ve direkt olmamızın önemini vurguluyorum. Geribildirim vermek, sezgilerimi kullanabilmek için izin istiyorum. Koçluğun şimdi ve gelecek arasında köprü olduğundan, bütün yanıtların kendi içinde bulunduğuna inandığımdan, bir çocuk meraki ilekendisini dinleyeceğimden söz ediyorum.”

Dilek Yıldırım Akgün / Biri Beni Dinliyor, s.14


teknik5

36 koçun, koçlukta kullanılabilecek 51 tekniği anlattığı bu kitap, koçlar/koç adayları için pratik bilgiler içeriyor.

“Yaşamın bir bütün ve tüm parçalarının da etkileşim halinde olduğundan yola çıkarak, yapılan her koçluk çalışmasının danışan açısından ‘yaşamakta olduğu evde büyük çaplı bir restorasyon çalışmasına girişmek gibi olduğu’ söylenebilir.”

Erkan Tamer/Koçluk Teknikleri, s.45


özgürlük5

Her zamanki gibi sade, kolay anlaşılır bir dil ile unuttuklarımızı hatırlatıyor.

“Kendi yolculuğumuzu yapmak için buradayız; bu yolculukta kendimiz olabilme cesaretini bulmamız kolay değildir, ama kendimiz olmadan yaşamımızdaki hiçbir şey anlamını bulamaz.”

Doğan Cüceloğlu / Gerçek Özgürlük, s.11


oyun5

“İnsanların oynadığı oyunların en belli başlı özelliği, duyguların düzmece olması değil, kurallara göre düzenlenmiş olmasıdır.Kural dışı olan bir duygu gösterisine yaptırımlar uygulandığında bu özellik belirgin bir hale gelir.Oyun acımasızca, hatta ölümcül şekilde ciddi olabilir, ama sosyal yaptırımlar sadece kuralların dışına çıkıldığı vakit ciddi olur.“

Eric Berne / İnsanların Oynadığı Oyunlar, s.37


adler5

“Kulaklarımızı ağızlarından çıkan sözlere tıkayıp da davranışlarını izledik mi, her insanın kendine özgü bireysel bir “yaşam amacı” olup tüm konumlarının, tavır ve tutumlarının, tüm devinimlerinin, dışavurum biçimlerinin, gidişatının, açgözlü isteklerinin, alışkanlıklarının ve karakter özelliklerinin bu anlamla uyum içinde bulunduğunu görürüz.”

Alfred Adler / Yaşamın Anlam ve Amacı, s.8


profesyonel5

“DEVYM (değerler-vizyon-yaşam amacı-misyon) yöntemi, kişilerde, şirketler ile kıyaslandığında daha fazla etkili olabilecek bir yöntemdir. Çünkü şirketlerde misyon, vizyon, değerleri belirleyen grup, üst yönetim ve birkaç danışmandır. Çalışanlar oluşturulan değerleri ve vizyonu benimserler veya benimsemezler. Bir insanın kendi belirlediği DEVYM’e inanmaması ise neredeyse mümkün değildir. Çünkü kişi kendi değerlerini kendisi belirlemiş ve değerlerine uygun bir yola girmiştir. Önemli olan DEVYM sürecini doğru işleterek, doğru değerlere ve oradan doğru vizyon, yaşam amacı ve misyona ulaşmaktır.”

Nuri Murat Avcı, Umut Ahmet Tarakçı / Profesyonel Koçluk, s.74


anlam5

“”İnsanlığa yarar sağlamak” aslında ölümlülüğü aşmanın bir yoludur. Ortak birikime katkı, zamanın sonsuzluğu içinde, yaşam süresi “hiç” olan bir insanın “tesellisidir”. Üstelik çok da geçerli olmayan bir teselli: Kendi yaşam süresinin “hiçliğini” algılayan insan, bunu “insanoğlunun ortak mirası ile bütünleşerek” uzatmaya çalışır. Oysa, dünya’nın ömrü ya da güneş sistemimizin ömrü nedir ki zamanın sonsuzluğuna oranla? Matematiksel yanıt açık: Hangi değeri sonsuza bölerseniz bölün, sonuç değişmez: Sıfır. Yaşamın iki işlevi vardır: Üretmek ve sevmek. Severek üretmek, üreterek sevmek. İnsanlıkla ve insanla bütünleşmek ancak böyle anlam kazanır. Bilim de, sanat da, yaşam da, bu bütünleşmeye hizmet ettiği oranda olumlu ve işlevseldir.”

Emre Kongar / Yaşamın Anlamı, s.58