Düşman

Düşman aslında insan. Saylon saldırısı yok, uzaylı istilası yok, maymunlar akıl edip dünyayı yönetmek arzusunda değiller. Düşman yine insanın takendisi.

Aç gözlü insan nedeniyle açlıktan ölen insan. Silah satmak için savaş çıkaran insan nedeniyle ölen çocuk. Sorunu yaratan insan olduğu için yine insanın çözeceğini ummak, buna yürekten inanmak naiflik mi?

Yapacak birşeyler olmalı.Önce insandan başlamalı. Önce herkes kendinden başlamalı. Değerleri gözden geçirmeli yeniden. Yaşam amacı sorgulanmalı. Yastığa huzur içinde baş konabiliyor mu bakılmalı. Hayat kısa, gelip geçiyor, tek kuruş götüremiyorsun yanında. Ancak bir hoş seda kalabilir kulaklarda. Akla geldiğinde bir tebessüm, belki bir teşekkür. Olamaz mı?

Nasıl diyor usta: “Hayat kısa, kuşlar uçuyor” / Cemal Süreya. Tüm acılara inat kuşlar uçuyor, bahar geliyor, doğa uyanıyor. Sen olsan da olmasan da. Sen sevsen de sevmesen de. Zerre kadar umursamıyor doğa senin hezeyanlarını, önemli deyip ağladıklarını, hırslarını, egolarını.

Bir iddiaya göre “Dünyadaki bütün karıncaları tartabilseydik, ağırlıkları insanlarla aynı olurdu”*. Demem o ki; arada bir yerde durmak ve yeniden gözden geçirmekte fayda var. Neden buradayım? Ne yapıyorum? Mutlu muyum? Üzüldüklerim anlamlı mı? Keşkelerin faydası var mı? Şimdi yapmak/olmak için ne bekliyorum? Mutluluk verebiliyor muyum? Hayata bir şey katabiliyor muyum? Yaşıyor muyum?

 

*Bu iddiayı ilk olarak Harvard Üniversitesi’nden Profesör Edward O Wilson ve Alman Biyolog Bert Hoelldobler 1994’te yazdıkları “Journey To The Ants- Karıncalara yolculuk” adlı kitapta dile getirmişti.*

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir